24 Aralık 2013 Salı

Geldiğim yerlerde yağmura sevdalı bir çocuktum ben
ya da bi albatrostum büyük bi kayalıkta,
denize yakın,
güneş gören,
dertli bir manzaraya yuva yapmış garip başına yaşayan..

Sadece bu kelimeler tanıdık geliyor bana,
bugün benim doğum günüm,
tam 27 senedir,
burada,
kayalıksız, denizden uzak balkonu olmayan sarmaşıksız
tam bir şehir evinde güneşe küs yaşıyorum..
bu yüreğe hüzün geliyor geceleri,
melekler geceleri uyuyamayanları kollarmış,
ömürlük aboneyim ben hepsi şahidim..
Geldiğim yerlerde,
suya benzetirdim seni,
bugün,
boğazım kurudu susuzluktan..
Biz güzel gözlere değil, gözleri güzel gösterene vurulduk,
sözle cezbedene değil, sükutumuzu anlayanla olduk..
Süsle olmaz bu işler, alnında secde izi yoksa eğer,
senin için herşeyi yaparım diyene, biz sade ezanı sorduk..
Alimi oldum her ihtimalin,
gözlerinden kurtuldum derken,
İstanbul'un bütün güzel sokakları sana benzemeye başladı..
Yazmak kesmez oldu artık,
Şiir yaşıyorum ben..
Adı elif olan her şeyi ona benzetmeye başladıktan sonra nokta konmuştur,
cümlelerin hüzünle başlayıp sessizlikle bittiği yerdesindir artık,
hiçbir yer, 
hiçbir insan, 
hiçbir deniz dalgası, 
hiçbir martı sesi kesmez artık seni, 
belki bir yağmur,
onu ilk gördüğün günkü gibi yağan..
Her nefesin, her sözün, he kelimenin başıdır Elif..
Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, geriye döndüğünde gördüğün ilk harftir O,
satırda da, hatırda da en yüksektedir..

Besmele çeksen Eliftir,
baksan da bakmasan da varsan da varamasan da Eliftir,
esresiz de ötresiz de Eliftir..

Ya da adı her neyse,
geceleyin kalabalıkta da olsan seni köşeye çekip gözlerini dolduran neyse artık, 
adı her neyse onun..
Sanki her yolda yalnız yürüyormuşsun gibi hissettiren, 
dağın başına da gitsen deniz kenarındaki martıların sesini kulağından sildirmeyen.
Sarılamazsın kimseye, ya ona benzerse diye, 
kaldırımlarda yürüyemezsin artık, onunla hep kaldırımlarda yürümüşlüğün gelir gözüne,
hastalıklı bir mide dünyanın en taze meyvesini bile nasıl kabul etmiyorsa,
onsuz kalpte artık bu dünyalık değildir, 

İnsanlar vapurun arkasında martılara simit atarken, 
sanki uzaklardan bakarsın herşeye, 
sanki uçmak istiyosun ama uçamıyormuşsun gibi..

Unutamazsan,
hep yağmurlu gibi geliyorsa sana hava,
her gece boğazını düğümün dibinin dibi gibi hissediyorsan,
koca şehrin merkezinde köy kokusu geliyorsa burnuna,
gördüğün her bulutta çizdiğiniz anılar canlanıyorsa,
ve her şiirin sonunu onunla bitirmek istiyorsan,
Artık şiir olmuştur senin sevdan,
kafiyesi elif olan..
Küçükken belliymiş benim adamlığım,
fişleri toplar eve getirirmişim, 
okumayı sökünce de kesip kesip,
İlk yeminimi seni sevmeye etmişim..

Küçükken belliymiş benim adamlığım..
geceleri seni düşünmekten ezberleyemediğim duaları,
sabah beni okula götüren babamın eline uzanmış yolda ezberler,
öğlen de yarım gün oruç tutan akranlarım çorbasını içerken ,
ben seni okuldan almaya gelirdim annenle.

Küçükken belliymiş benim adamlığım..
Yaşıtlarım yarım gün oruç tutardı o zamanlar,
Onların oruç kaçamaklarında başladım sana şiir yazmaya,
yıllar oldu, anladım kafiye falan hikaye, hiçbir şiir seni geri getirmeyecek.
Ama bütün şiirler sana gelecek, her satır ve her sayfada..

Önden karacepli bir önlük giyerdin,
sen ebeyken ben saklanmazdım, 
öyle adamdım ben bu hayata,
bayram harçlıklarımla sana toka aldığımı hatırlıyorum,
ve en fazla dizine kadar gelirdim koca adamların..

En fazla dizine geldiğim koca adamlar,
Seni sevdiğim kadar hiçbir şeyi sevmemişti..

Küçükken belliymiş benim adamlığım..
Yaşıtlarımın yarım gün oruç tuttuğu günlerde,
yazmıştım sana ilk şiirimi..
Bizim eğlencemiz de bu işte,
yağmur yağacak,
çıplak ayaklar,
sataşıp duracağız toprağa..
Derdin, yılları biriktirip tek mısraya yazmaktır,
yağmurun yağması,
yağmurun nefes kokması,
her yerde görmektir aynı kafiyeyi..

Sonra bir bakarsın,
bütün bilgilerin, bütün yollar,
ne roman ne hikaye,
namazdan sonra şiir okuyan bir çift gamze...
27 sene yaşarsın, okursun okursun okursun
bir çift yeşil göze bakınca anlarsın..
Bir hüzün hastalığıdır şiir,
devası,
gözlerine vurulmuş bir adamın kağıdı sevmesidir..

Başka türlü geçmez çünkü,
bir eline çay alırsın,
kulağın yağmur sesine rezerve,
diğer elinden nakaratlar dökülür,
göz yaşına buruşuk kağıtlara.
Anlaşılmana gerek yoktur çocuk,
anlamazlar,
sen seversin
onlar yazıyor sanırlar..

Çayı deminden anlarsın,
yari ise ayrılık vakti boğazında bıraktığı düğümden..
Sen yanımda olmayınca böyle yazasım geliyor sürekli,
sonra durasım geliyor ufak bi ezan arası,
sonra tekrar yazasım,
bikaç damla düşesi geliyor kağıda,
sensiz şiirler ancak öyle tamamlanıyor..
Yazasım geliyor sensiz,
bunlar olurken çay demlesen de getirsen diyorum,
ben yazsam sen demlesen,
demlense yürekler birlikte.

Sonra Sen yoksun ki diyorum,
içesim de kaçıyor, yazasım da..